Saturday, May 2, 2026

18 - KEHF

KEHF 18/1 El hamdu lillahillezi enzele ala abdihil kitabe ve lem yec'al lehu iveca

( Övgü, kuluna kitabı indiren ve ona eğrilik kılmayan Allah içindir. )

18/2 Kayyimen li yunzira be'sen şediden min ledunhu ve yubeşşiral mu'mininellezine ya'melunes salihati enne lehum ecran hasena

( O’nun indinden olan şiddetli zorluktan uyarmak ve o iyilikler yapan inananları müjdelemek için doğru durur. Kesinlikle onlara güzel ödül vardır. )

18/3 Makisine fihi ebeda

( Onun içinde ebediyen duruculardır. )

18/4 Ve yunzirallezine kaluttehazellahu veleda

( Ve o "Allah çocuk edindi." diyenleri uyarması için. )

18/5 Ma lehum bihi min ilmin ve la li abaihim keburat kelimeten tahrucu min efvahihim in yekulune illa keziba

( Onlara ve babalarına O’nun ilminden yoktur. Ağızlarından çıkardıkları büyük kelimedir. Kesinlikle ancak yalan söylerler. )

18/6 Fe lealleke bahiun nefseke ala asarihim in lem yu'minu bi hazel hadisi esefa

( Yani bu söze inanmazlarsa, neredeyse onların izleri arkasından, sen kendini üzüntüyle helak edeceksin. )

18/7 İnna cealna ma alel erdi zineten leha li nebluvehum eyyuhum ahsenu amela

( Kesinlikle biz onların hangisi daha güzel iş yapacak diye onları sınamak üzere, yerde ne varsa ona süs kıldık. )

18/8 Ve inna le cailune ma aleyha saiyden curuza

( Ve kesinlikle biz, onun üzerinde ne varsa kupkuru toprak kılacağız. )

18/9 Em hasibte enne ashabel kehfi ver rakimi kanu min ayatina aceba

( Sen mağara sahiplerinin ve deri levhaların kesinlikle şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? )

18/10 İz evel fityetu ilel kehfi fe kalu rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’lena min emrina raşeda

( Zamanında genç adamlar mağaraya sığındılar da "Rab’bimiz bize indinden rahmet ve işimizden doğruluğa kolaylık ver." dediler. )

18/11 Fe darabna ala azanihim fil kehfi sinine adeda

( Böylece mağaranın içinde seneler adediyle kulaklarına vurgulayıp beyan ettik. )

18/12 Summe beasnahum li na'leme eyyul hizbeyni ahsa li ma lebisu emeda

( Sonra bu iki gruptan hangisinin, kaldıkları süreyi daha iyi sayacağını bilmek için onları dirilttik. )

18/13 Nahnu nekussu aleyke nebeehum bil hakk innehum fityetun amenu bi rabbihim ve zidnahum huda

( Biz sana onların hikayelerini gerçekle anlatırız. Kesinlikle onlar, Rab’lerine inanan genç adamlardı. Biz de onlara yönlendirmeyi artırdık.  )

18/14 Ve rabatna ala kulubihim iz kamu fe kalu rabbuna rabbus semavati vel erdi len ned'uve min dunihi ilahen lekad kulna izen şetata

( Ve ayağa kalktıklarında kalplerine bağ verdik de "Rab’bimiz göklerin ve yerin Rab’bidir. O’ndan başkasını ilah olarak çağırmayız. Aksi halde saçmalık söylemiş oluruz." dediler. )

18/15 Haulai kavmunettehazu min dunihi aliheh lev la ye'tune aleyhim bi sultanin beyyin fe men azlemu min men iftera alellahi keziba

( Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilah edindiler. Onların üzerine açık delil getirmeli değiller miydi? O halde Allah’a  yalan uydurandan daha zalim kimdir?  )

18/16 Ve izi'tezeltumuhum ve ma ya'budune illallahe fe'vu ilel kehfi yenşur lekum rabbukum min rahmetihi ve yuheyyi’lekum min emrikum mirfeka

( Ve eğer onlardan ayrılıp uzaklaştıysanız ve Allah’ın haricindekine kulluk etmezseniz, o halde mağaraya sığının. Rab’biniz size rahmetinden yaysın ve size destek olarak işlerinizden kolaylık versin. )

18/17 Ve teraş şemse iza taleat tezaveru an kehfihim zatel yemini ve iza ğarabet takriduhum zateş şimali ve hum fi fecvetin minh zalike min ayatillah men yehdillahu fe huvel muhted ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşida

( Ve uzayıp yükseldiğinde, Güneş’in mağaralarının sağına meylettiğini ve battığında onları solundan makasladığını görürsün. Onlar onun geniş yerindeydiler. Bu Allah’ın ayetlerindendir. Allah kimi yönlendirirse artık o yönlenmiştir ve kimi saptırırsa artık ona doğru yolu gösteren dost bulamazsın. )

18/18 Ve tahsebuhum eykazan ve hum rukudun ve nukallibuhum zatel yemini ve zateş şimali ve kelbuhum basitun ziraayhi bil vesiyd lev ittala'te aleyhim le velleyte minhum firaran ve le muli'te minhum ru'ba

( Ve onları uyanık sanırdın da onlar uykudaydılar. Onları sağa ve sola çevirirdik. Köpekleri ön ayaklarını kapı eşiğine uzatıp yaymıştı. Şayet onları görseydin firar ederek onlardan yüz çevirirdin ve onlardan korku ile doldurulurdun. )

18/19 Ve kezalike beasnahum li yetesaelu beynehum kale kailun minhum kem lebistum kalu lebisna yevmen ev ba'da yevm kalu rabbukum a'lemu bima lebistum feb'asu ehadekum bi verikikum hazihi ilel medineti fel yenzur eyyuha ezka taamen fel ye'tikum bi rizkin minhu vel yetelattaf ve la yuş'iranne bikum ehada

( Ve işte onları aralarında sual etmeleri için böyle dirilttik. Onlardan sözcü "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya günün bazısı, bir bölümü kadar kaldık." dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rab’biniz bilir. O halde birinizi bu gümüşünüz ile şehire gönderin de yiyecek olarak onların hangisi en temiz baksın. Böylece size ondan rızıkları getirsin ve nazik, dikkatli olsun, sizi kimseye farkettirmesin, sezdirmesin." dedi. )

18/20 İnnehum in yazheru aleykum yercumukum ev yu’idukum fi milletihim ve len tuflihu izen ebeda

( Kesinlikle onlar eğer sizin üzerinize üstünlük elde ederlerse, sizi kovarlar veya sizi milletlerinin içine döndürürler. Ebediyete kadar asla iflah olmazsınız. )

18/21 Ve kezalike a'serna aleyhim li ya'lemu enne va'dellahi hakkun ve ennes saate la raybe fiha iz yetenazeune beynehum emrahum fe kalubnu aleyhim bunyana rabbuhum a'lemu bihim kalellezine ğalebu ala emrihim le nettehizenne aleyhim mescida

( Ve Allah’ın vaadinin kesinlikle gerçek olduğunu ve O’nun saatinden kesinlikle şüphe olmadığını bilmeleri için onlara işte böyle bildirdik. Zamanında aralarında işlerini tartışıyorlardı da "Onların üzerine bina kurun. Rab’leri onları daha iyi bilir." dediler. O işlerinde galip gelenler "Onların üzerine mescid edineceğiz." dediler. )

18/22 Se yekulune selasetun rabiuhum kelbuhum ve yekulune hamsetun sadisuhum kelbuhum racmen bil ğayb ve yekulune seb'atun ve saminuhum kelbuhum kul rabbi a'lemu bi iddetihim ma ya'lemuhum illa kalilun fe la tumari fihim illa miraen zahiran ve la testefti fihim minhum ehada

( "Üçtürler dördüncüleri köpekleridir." diyecekler. "Beştirler altıncıları köpekleridir." diyecekler. Gayba tahmin yürüterek. "Yedidirler ve sekizincileri köpekleridir." derler. De ki: "Onların adetlerini Rab’bim bilir." Onları azın haricindekiler bilmezler. O halde açıkça görünenlerin haricinde onlar hakkında tartışma. Onlardan hiçbirine de onlar hakkında soru sorma. )

18/23 Ve la tekulenne li şey'in inni failun zalike ğada

( Ve şey için "Kesinlikle ben bunu yarın yapacağım." deme. )

18/24 İlla en yeşaellahu vezkur rabbeke iza nesite ve kul asa en yehdiyeni rabbi li akrabe min haza raşeda

( Ancak Allah dilerse. Unuttuğunda Rab’bini hatırla. De ki: "Rab’bimin beni bu doğru yollardan en yakınına yönlendirmesini umarım." )

18/25 Ve lebisu fi kehfihim selase mietin sinine vazdadu tis'a

( Ve mağaralarının içinde üç yüz sene kaldılar ve dokuz artırdılar. )

18/26 Kulillahu a'lemu bima lebisu lehu ğaybus semavati vel ard ebsir bihi ve esmi’ma lehum min dunihi min veliyyin ve la yuşriku fi hukmihi ehada

( De ki: "Allah o kalmalarını bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nadır. En iyi görendir ve en iyi duyandır. Onlara O’ndan başka dost yoktur. Hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez." )

18/27 Vetlu ma uhiye ileyke min kitabi rabbik la mubeddile li kelimatihi ve len tecide min dunihi multehada

( Ve sana Rab’binin kitabından o vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka sığınılacak bulamazsın. )

18/28 Vasbir nefseke meallezine yed'une rabbehum bil ğadati vel aşiyyi yuridune vechehu ve la ta'du aynake anhum turidu zinetel hayatid dunya ve la tuti’men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kane emruhu furuta

( Ve sabah ve akşam O’nun yüzünü isteyerek Rab’lerini çağıranlarla birlikte nefsine sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözünü onlardan ayırma. Kalbini bizi hatırlamaktan habersiz kıldığımıza, hevesine tabi olana ve işi aşırılık olana itaat etme. )

18/29 Ve kulil hakku min rabbikum fe men şae fel yu'min ve men şae fel yekfur inna a'tedna liz zalimine naran ehata bihim suradikuha ve in yesteğiysu yuğasu bi main kel muhli yeşvil vucuh bi'seş şerab ve saet murtefeka

( Ve de ki: "Gerçek Rab’binizdendir. O halde dileyen inansın ve dileyen de inkar etsin. Kesinlikle biz zalimler için, perdesi onları kuşatan ateş hazırladık. Eğer yardım isterlerse, yüzleri eriten erimiş maden gibi olan su ile yardım edilir. Ne kötü içecek ve ne kötü dayanıp sığınma yeri." )

18/30 İnnellezine amenu ve amilus salihati inna la nudiy'u ecra men ahsene amela

( Kesinlikle o inananlar ve iyilikler yapanlar, kesinlikle biz güzel işler yapan kimselerin ödülünü yitirmeyiz. )

18/31 Ulaike lehum cennatu adnin tecri min tahtihimul enharu yuhallevne fiha min esavira min zehebin ve yelbesune siyaben hudran min sundusin ve istebrakin muttekiine fiha alel eraik ni'mes sevab ve hasunet murtefeka

( İşte onlar, onlara altlarından nehirler akan ikamet bahçeleri vardır. Orada altından bilezikler takınacaklar, yeşil ipekten ve kalın ipek kumaştan elbiseler giyecekler. Orada koltuklara yaslanıp oturacaklar. O ne güzel sevab, o ne güzel dayanıp sığınma yeridir. )

18/32 Vadrib lehum meseler raculeyni cealna li ehadihima cenneteyni min a'nabin ve hafefnahuma bi nahlin ve cealna beynehuma zer'a

( Ve onlara iki adamın misalini beyan et ki onlardan birine üzümlerden iki bahçe vermiş, hurmalarla donatmış ve aralarında ekinlik oluşturmuştuk. )

18/33 Kiltel cenneteyni atet ukuleha ve lem tazlim minhu şey'en ve feccerna hilalehuma nehara

( İki bahçe de yemişlerini desteyle vermişti. Ondan hiçbir şey eksik bırakılmamıştı. Onlar arasında nehir fışkırtmıştık. )

18/34 Ve kane lehu semer fe kale li sahibihi ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke malen ve eazzu nefera

( Ve ürün onaydı. Böylece arkadaşına, onunla tartışırken "Ben malca senden çoğum ve kişi olarak da daha yüceyim, şerefliyim." dedi. )

18/35 Ve dehale cennetehu ve huve zalimun li nefsih kale ma ezunnu en tebide hazihi ebeda

( Ve o, kendine zulmederek bahçesine girdi. "Bunun uzaklaşıp kaybolacağını zannetmem, ebedidir." dedi.  )

18/36 Ve ma ezunnus saate kaimeten ve le in rudidtu ila rabbi le ecidenne hayran minha munkaleba

( Ve "Saatin mevcut olduğunu da zannetmiyorum. Eğer Rab’bime döndürülürsem, kesinlikle geri dönüş olarak ondan daha hayırlısını bulacağım." )

18/37 Kale lehu sahibuhu ve huve yuhaviruhu e keferte billezi halekake min turabin summe min nutfetin summe sevvake racula

( Arkadaşı ona, onunla tartışırken "O seni topraktan, sonra su damlasından yaratanı, sonra seni adam olarak düzenleyip şekillendireni inkar mı ediyorsun?" dedi. )

18/38 Lakinne huvellahu rabbi ve la uşriku bi rabbi ehada

( Lakin kesinlikle Rab’bim o Allah’tır. Rab’bime hiçbir kimseyi ortak koşmam. )

18/39 Ve lev la iz dehalte cenneteke kulte ma şaellahu la kuvvete illa billah in terani ene ekalle minke malen ve veleda

( Ve bahçene girdiğinde, beni malca ve çocukça senden daha az gördüğünde “Allah ne dilediyse. Allah’ın haricinde kuvvet yoktur." demeli değil miydin? )

18/40 Fe asa rabbi en yu'tiyeni hayran min cennetike ve yursile aleyha husbanen mines semai fe tusbiha saiyden zeleka

( Artık belki Rab’bim bana senin bahçenden daha hayırlısını verir. Onun üzerine gökten azap gönderir de onu yalçın toprak yapar. )

18/41 Ev yusbiha mauha ğavran fe len testetiy'a lehu taleba

( Veya onun suyu dibini bulmuş olur da ona talep etmeye istidatın olmaz. )

18/42 Ve uhiyta bi semerihi fe asbeha yukallibu keffeyhi ala ma enfeka fiha ve hiye haviyetun ala uruşiha ve yekulu ya leyteni lem uşrik bi rabbi ehada

( Ve meyvesiyle kuşatıldı da ona harcadığı üzerine el ayalarını oğuşturur oldu. O, tavanları üzerine çökmüş oldu ve ıssız kaldı. "Ey keşke ben Rab’bime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım." diyordu. )

18/43 Ve lem tekun lehu fietun yensurunehu min dunillahi ve ma kane muntesira

( Ve ona Allah’tan başka yardım eden topluluk olmadı. Yardım edilen de olmadı. )

18/44 Hunalikel velayetu lillahil hakk huve hayrun sevaben ve hayrun ikba

( Burada velayet gerçek olan Allah içindir. O sevab olarak daha hayırlıdır ve sonuç olarak da daha hayırlıdır. )

18/45 Vadrib lehum meselel hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihi nebatul erdi fe asbeha heşimen tezruhur riyah ve kanellahu ala kulli şey'in muktedira

( Ve onlara, gökten indirdiğimiz su gibi olan dünya hayatının misalini beyan et. Onunla yerin bitkisi karıştı da ufalanmış oldu. Rüzgarlar onu savurur. Allah her şey üzerinde kudretlidir. )

18/46 El malu vel benune zinetul hayatid dunya vel bakiyatus salihatu hayrun inde rabbike sevaben ve hayrun emela

( Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. İyiliklerin bakiyeleri, Rab’binin indinde sevapça daha hayırlıdır. Emel olarak da daha hayırlıdır. )

18/47 Ve yevme nuseyyirul cibale ve teral erda barizeten ve haşernahum fe lem nuğadir minhum ehada

( Ve o gün dağları seyirtiriz. Yeri meydana çıkmış, açık olarak görürsün. Onları toplarız da onlardan kimseyi bırakmayız. )

18/48 Ve uridu ala rabbike saffa lekad ci'tumuna kema halaknakum evvele merratin bel zeamtum en len nec'ale lekum mev'ida

( Ve saflar halinde Rab’bine arz edilmişlerdir. O sizi ilk keresinde yarattığımız gibi bize geldiniz. Bilakis sizin için vade oluşturmayacağımızı zannettiniz. )

18/49 Ve vudial kitabu fe teral mucrimine muşfikine min ma fihi ve yekulune ya veyletena ma li hazel kitabi la yuğadiru sağiraten ve la kebiraten illa ahsaha ve vecedu ma amilu hadira ve la yazlimu rabbuke ehada

( Ve kitap konmuştur. Artık suçluları, onun içinde olanlardan korkarlarken ve "Vay halimize, ne kitap ki, küçük ve büyük bırakmamış, ille de onları saymış." derlerken görürsün. Ne yaptılarsa hazır buldular. Rab’bin hiçbir kimseye zulmetmez. )

18/50 Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis kane minel cinni fe feseka an emri rabbih e fe tettehizunehu ve zurriyyetehu evliyae min duni ve hum lekum aduvv bi'se liz zalimine bedela

( Ve zamanında meleklere "Adem için yere kapanın." dedik de cinlerden olan İblis hariç yere kapandılar. Böylece o, Rab’binin emri üzerine günah işledi. "O halde O'nu ve soyunu, onlar size düşmanlarken, benden başka dostlar mı edineceksiniz? Zalimler için ne kötü değişimdir." )

18/51 Ma eşhedtuhum halkas semavati vel erdi ve la halka enfusihim ve ma kuntu muttehizel mudilline aduda

( Onları göklerin ve yerin yaratılışında ve kendilerinin yaratılışında şahit kılmadım. Sapmışları yardımcı edinen olmadım. )

18/52 Ve yevme yekulu nadu şurakaiyellezine zeamtum fe deavhum fe lem yestecibu lehum ve cealna beynehum mevbika

( Ve o gün "O ortağım zannettiklerinize seslenin." der. Onları çağırırlar da onlara cevap vermeye istidatları olmaz. Aralarına engel koyduk. )

18/53 Verael mucrimunen nara fe zannu ennehum muvakiuha ve lem yecidu anha masrifa

( Ve suçlular ateşi görürler de kesinlikle onlar ona düşeceklerini anlarlar. Onda kaçıp sığınacak yer de bulamazlar. )

18/54 Ve lekad sarrafna fi hazel kur'ani lin nasi min kulli mesel ve kanel insanu eksera şey'in cedela

( Ve bu Kur'an’da insanlar için tüm meselelerden, sözlerden sarfettik. İnsan her şeyden çok mücadele edendir. )

18/55 Ve ma menean nase en yu'minu iz caehumul huda ve yestağfiru rabbehum illa en te'tiyehum sunnetul evveline ev ye'tiyehumul azabu kubula

( Ve onlara yönlendirme geldiğinde, insanları inanmalarından ve Rab’lerinden af istemelerinden meneden, evvelkilerin adetlerinin gelmesini veya onlara azabın önlerine, görünür şekilde gelmesini beklemelerinin haricindeki değildir. )

18/56 Ve ma nursilul murseline illa mubeşşirine ve munzirin ve yucadilullezine keferu bil batili li yudhidu bihil hakka vettehazu ayati ve ma unziru huzuva

( Ve gönderilenleri müjdeci ve uyarıcı olmalarının haricinde göndermedik. O inkar edenler, gerçeği batıl ile gidermek için mücadele ettiler. Ayetlerimi ve o uyarıldıklarını alay edindiler. )

18/57 Ve men azlemu min men zukkira bi ayati rabbihi fe a'rada anha ve nesiye ma kaddemet yedah inna cealna ala kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fi azanihim vakra ve in ted'uhum ilel huda fe len yehtedu izen ebeda

( Ve Rab’binin ayetleriyle hatırlatılıp da onlardan yüz çevirip dönenden ve elinin ne sunduğunu unutandan daha zalim kimdir? Kesinlikle biz onu anlamasınlar diye kalplerinin üzerine örtü ve kulaklarının içine ağırlık oluşturduk. Eğer onları yönlendirmeye çağırırsan, o zaman ebediyen yönlenmezler. )

18/58 Ve rabbukel ğafuru zur rahmeh lev yuahizuhum bima kesebu le accele lehumul azab bel lehum mev'idun len yecidu min dunihi mev'ida

( Ve Rab’bin rahmet sahibi olarak affedendir. Şayet onları o kazandıklarından dolayı sorgulasaydı, onlara acilen azap ederdi. Bilakis onlara, ondan başka vade bulamayacakları vade vardır.  )

18/59 Ve tilkel kura ehleknahum lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev'ida

( Ve işte zulmettiklerinde helak ettiğimiz şehirler. Onların helakları için vade oluşturduk.  )

18/60 Ve iz kale musa li fetahu la ebrahu hatta ebluğa mecmeal bahreyni ev emdiye hukuba

( Ve zamanında Musa genç adamına "İki denizin birleşimine ulaşıncaya kadar ayrılmayacağım. Veya uzun zamanlar sürdüreceğim." dedi. )

18/61 Fe lemma beleğa mecmea beynihima nesiya hutehuma fettehaze sebilehu fil bahri seraba

( Böylece onların aralarında birleştikleri yere ulaştıklarında balıklarını unuttular. Denizin içinde serap olup yolunu edindi. )

18/62 Fe lemma caveza kale li fetahu atina ğadaena lekad lekiyna min seferina haza nesaba

( Geçtiklerinde, genç adamına "Bize öğle yemeğimizi getir. İşte böyle zahmetle seferimizden yorulduk." dedi. )

18/63 Kale e raeyte iz eveyna iles sahrati fe inni nesitul hute ve ma ensanihu illeş şeytanu en ezkurah vettehaze sebilehu fil bahri aceba

( "Gördün mü? Kayaya sığındığımızda kesinlikle ben balığı unuttum. Onu hatırlamayı bana şeytan haricindeki unutturmadı. Denizin içinde acayip yolunu tuttu." dedi. )

18/64 Kale zalike ma kunna nebği fertedda ala asarihima kasasa

( “İşte o aramış olduğumuz budur.” dedi. Böylece hikayede izlerinin üzerine döndüler. )

18/65 Fe veceda abden min ibadina ateynahu rahmeten min indina ve allemnahu min ledunna ilma

( Kullarımızdan kendisine indimizden rahmet verdiğimiz ve indimizden ilim öğrettiğimiz bir kulu buldular. )

18/66 Kale lehu musa hel ettebiuke ala en tuallimeni min ma ullimte ruşda

( Musa ona "Sana o doğrusundan öğretilenden bana da öğretmen üzere sana tabi olayım mı?" dedi. )

18/67 Kale inneke len testetiy'a meiye sabra

( "Kesinlikle sen benimle birlikte sabretmeye istidat edemezsin." dedi. )

18/68 Ve keyfe tasbiru ala ma lem tuhit bihi hubra

( Ve o ilimce, haberce kuşatıp kavrayamadığına nasıl sabredersin? )

18/69 Kale seteciduni in şaellahu sabiran ve la a'siy leke emra

( "Eğer Allah dilerse, beni sabreden olarak bulacaksın. İşte sana asileşmeyeceğim." dedi. )

18/70 Kale fe in itteba'teni fe la tes'elni an şey'in hatta uhdise leke minhu zikra

( Eğer bana tabi olursan, artık ben sana ondan hatırlatma olarak söz edene kadar bana hiçbir şeyi sual etme." dedi. )

18/71 Fentaleka hatta iza rakiba fis sefineti harakaha kale e harakteha li tuğrika ehleha lekad ci'te şey'en imra

( Öylece yürüyüp gittiler. Nihayet gemiye bindiklerinde, onu yardı. "Onu, sahiplerini boğmak için mi yardın? Sen kötü şey getirdin." dedi. )

18/72 Kale e lem ekul inneke len testetiy'a meiye sabra

( "Kesinlikle sen benimle birlikte sabretmeye istidat edemezsin demedim mi?" dedi. )

18/73 Kale la tuahizni bima nesitu ve la turhikni min emri usra

( "O unuttuğumdan dolayı beni sorumlu tutma, sorgulama ve işimden dolayı bana zorluk sıkıntı verme." dedi. )

18/74 Fentaleka hatta iza lekiya ğulamen fe katellehu kale e katelte nefsen zekiyyeten bi ğayri nefs lekad ci'te şey'en nukra

( Öylece yürüdüler. Nihayet gençle karşılaştıklarında, onu öldürdü. "Sen nefis dışında olarak temiz nefsi mi öldürdün? Sen kötü şey getirdin." dedi. )

18/75 Kale e lem ekul leke inneke len testetiy'a meiye sabra

( "Sana, kesinlikle sen benimle birlikte sabretmeye istidat edemezsin demedim mi?" dedi. )

18/76 Kale in seeltuke an şey'in ba'deha fe la tusahibni kad belağte min ledunni uzra

( "Eğer ondan sonra sana bir şeyi sual edersem bana arkadaş olma. İndimden özüre eriştin." dedi. )

18/77 Fentaleka hatta iza eteya ehle karyetinistet'ama ehleha fe ebev en yudayyifuhuma fe veceda fiha cidaran yuridu en yenkadda fe ekameh kale lev şi'te lettehazte aleyhi ecra

( Öylece yürüdüler. Nihayet şehirin sahiplerine geldiklerinde, onun sahiplerinden yemek istediler de onları misafir etmekten kaçınıp çekindiler, direttiler. Böylece onun içinde yıkılmaya meyleden duvar buldular da onu doğrulttu. "Şayet dileseydin onun üzerine ödül edinirdin." dedi. )

18/78 Kale haza firaku beyni ve beynik se unebbiuke bi te'vili ma lem testeti’aleyhi sabra

( "Bu benimle senin arasının ayrılmasıdır. O üzerine sabretmeye istidatın olmayanların yorumunu sana haber vereceğim." dedi. )

18/79 Emmes sefinetu fe kanet li mesakine ya'melune fil bahri fe eradtu en eiybeha ve kane veraehum melikun ye'huzu kulle sefinetin ğasba

( Ama gemi, o denizde çalışan yoksullar içindi. Onun kusurlu olmasını istedim. Zira arkalarında, tüm gemileri gasp edip alan hükümdar vardı. )

18/80 Ve emmel ğulamu fe kane ebevahu mu'mineyni fe haşina en yurhikahuma tuğyanen ve kufra

( Ve ama genç. Onun ana babası inananlardı. Onları azgınlığa ve inkara sürüklemesinden korktuk. )

18/81 Fe eradna en yubdilehuma rabbuhuma hayran minhu zekaten ve akrabe ruhma

( Rab’lerinin onlara, ondan temizlikçe ve merhamete yakınlıkça daha hayırlısı ile değiştirmesini istedik. )

18/82 Ve emmel cidaru fe kane li ğulameyni yetimeyni fil medineti ve kane tahtehu kenzun lehuma ve kane ebuhuma saliha fe erade rabbuke en yebluğa eşuddehuma ve yestahrica kenzehuma rahmeten min rabbik ve ma fealtuhu an emri zalike te'vilu ma lem testi’aleyhi sabra

( “Ve ama duvar. Şehirin içinde yetim olan iki genç içindi. Onun altında onlara hazine vardı. Babaları da iyiydi. Rab’bin olgunluklarına erişmelerini ve Rab’binden rahmet olarak hazinelerini çıkarabilmelerini istedi. Onu işim olduğu üzere yapmadım. İşte o senin, üzerine sabretmeye istidatın olmayanın yorumu budur." )

18/83 Ve yes'eluneke an zil karneyn kul seetlu aleykum minhu zikra

( Ve sana Zülkarneyn'den, iki boynuzludan sual ediyorlar. De ki: "Size ondan hatırlatma okuyacağım." )

18/84 İnna mekkenna lehu fil erdi ve ateynahu min kulli şey'in sebeba

( Kesinlikle biz O'na yerde imkan verdik. O'na sebep, vasıta olarak her şeyden verdik.  )

18/85 Fe etbea sebeba

( Böylece sebebe, vasıtaya tabi oldu. )

18/86 Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubu fi aynin hamietin ve vecede indeha kavma kulna ya zel karneyni imma en tuazzibe ve imma en tettehize fihim husna

( Nihayet Güneş’in battığı yere vardığında, onu kara balçık pınarı içinde batarken buldu. Onun indinde kavim buldu. "Ey Zülkarneyn, iki boynuzlu, ya azap edersin ve ya da onlar hakkında güzellik edinirsin." dedik. )

18/87 Kale emma men zaleme fe sevfe nuazzibuhu summe yuraddu ila rabbihi fe yuazzibuhu azaben nukra

( "Kim zulmederse, yakında ona azap ederiz. Sonra Rab’bine döndürülür de ona kötü azap ile azap eder." dedi. )

18/88 Ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulu lehu min emrina yusra

( Ve ama kim inanır ve iyilik yaparsa güzel karşılık onadır. Ona kolay işlerimizden söyleyeceğiz. )

18/89 Summe etbea sebeba

( Sonra sebebe, vasıtaya tabi oldu. )

18/90 Hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatluu ala kavmin lem nec'al lehum min duniha sitra

( Nihayet Güneş’in doğduğu yere ulaştığında, onu, kendilerine ondan başka örtü oluşturmadığımız kavmin üzerine doğarken buldu. )

18/91 Kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra

( İşte böyleydi. Onun yanında olanları ilimle kuşattık. )

18/92 Summe etbea sebeba

( Sonra sebebe, vasıtaya tabi oldu. )

18/93 Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmen la yekadune yefkahune kavla

( Nihayet iki setin arasına ulaştığında, sözü anlamaya yanaşmayan, onlardan başka bir kavim buldu. )

18/94 Kalu ya zel karneyni inne ye'cuce ve me'cuce mufsidune fil erdi fe hel nec'alu leke harcen ala en tec'ale beynena ve beynehum sedda

( “Ey Zülkarneyn, iki boynuzlu, Yecuc ve Mecuc kesinlikle yerde bozgunculardır. O halde, bizimle onlar arasına sed koyman üzere sana haraç versek olur mu?” dediler. )

18/95 Kale ma mekkenni fihi rabbi hayrun fe eiynuni bi kuvvetin ec'al beynekum ve beynehum redma

( "Rab’bimin bana onun hakkında verdiği imkan daha hayırlıdır. O halde, beni kuvvetinizle destekleyin de sizinle onlar arasında sağlam engel oluşturayım." dedi. )

18/96 Atuni zuberal hadid hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfuhu hatta iza cealehu naran kale atuni ufriğ aleyhi kitra

( Bana demir kütleleri getirin. Nihayet, iki ucun arasını eşleştirip müsavi kıldı. "Üfleyin." dedi. Nihayet ateşi oluşturduğunda "Getirin bana, onun üzerine erimiş bakır dökeyim." dedi. )

18/97 Fe mestau en yazheruhu ve mestetau lehu nakba

( Böylece onu ele geçirmeye istidatları olmadı. Ona delik açmaya da istidatları olmadı. )

18/98 Kale haza rahmetun min rabbi fe iza cae va'du rabbi cealehu dekka’ve kane va'du rabbi hakka

( "Bu Rab’bimden rahmettir. Artık Rab’bimin vaadi geldiğinde onu paramparça kılar. Rab’bimin vaadi gerçektir." dedi. )

18/99 Ve terakna ba'dahum yevmeizin yemucu fi ba'din ve nufiha fis suri fe cema'nahum cem'a

( Ve o gün, onların bazılarını bazılarının içinde dalgalanmaya terkettik. Borunun içine üflenir de onların hepsini toplarız. )

18/100 Ve aradna cehenneme yevmeizin lil kafirine arda

( Ve o gün cehennemi inkarcılar için arz, sunuş olarak arz edip sunarız.  )

18/101 Ellezine kanet a'yunuhum fi ğitain an zikri ve kanu la yesteti'une sem'a

( Onlar, gözleri beni hatırlamaktan örtü içinde olanlar ve duymaya istidatı olmayanlardı. )

18/102 E fe hasibellezine keferu en yettehizu ibadi min duni evliya’inna a'tedna cehenneme lil kafirine nuzula

( O inkar edenler, kullarımı benden başka dostlar edineceklerini mi sandılar? Kesinlike biz cehennemi inkarcılar için ağırlama, ikram olarak hazırladık. )

18/103 Kul hel nunebbiukum bil ahserine a'mala

( De ki: "Yaptıklarıyla hüsrana uğrayanları, hasarlananları size haber verelim mi?" )

18/104 Ellezine dalle sa'yuhum fil hayatid dunya ve hum yahsebune ennehum yuhsinune sun'a

( O dünya hayatındaki çabaları sapmış olanları. Kesinlikle onlar iyilik güzellik ürettiklerini sanmışlardır. )

18/105 Ulaikellezine keferu bi ayati rabbihim ve likaihi fe habitat a'maluhum fe la nukimu lehum yevmel kiyameti vezna

( İşte onlar Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkar edenlerdir. Böylece onların çalışmaları boşa gitmiştir. Artık, ayağa kalkış gününde onlara ölçüyü tartıyı tutturmayız. )

18/106 Zalike cezauhum cehennemu bima keferu vettehazu ayati ve rusuli huzuve

( İşte böyle, inkar etmelerinden ve ayetlerimi ve resullerimi alay edinmelerinden dolayı onların karşılığı cehennemdir. )

18/107 İnnellezine amenu ve amilus salihati kanet lehum cennatul firdevsi nuzula

( Kesinlikle o inananlar ve iyilikler yapanlar. Onlara bostan bahçeleri kesinlikle ağırlama yeri, misafirhane olmuştur. )

18/108 Halidine fiha la yebğune anha hivela

( Orada ebedidirler. Ondan ayrılıp başka yere geçmeyi aramazlar. )

18/109 Kul lev kanel bahru midaden li kelimati rabbi le nefidel bahru kable en tenfede kelimatu rabbi ve lev ci'na bi mislihi mededa

( De ki: "Şayet deniz Rab’bimin kelimeleri için mürekkep olsa, Rab’bimin kelimeleri tükenmeden önce deniz tükenecektir. Şayet onun aynısını yardımcı olarak getirsek bile." )

18/110 Kul innema ene beşerun mislukum yuha ileyye ennema ilahukum ilahun vahid fe men kane yercu likae rabbihi fel ya'mel amelen salihan ve la yuşrik bi ibadeti rabbihi ehada

( De ki: "Kesinlikle ben aynınız gibi insanım. Bana, kesinlikle ilahınızın tek ilah olduğu vahyediliyor. O halde, Rab’bine kavuşmayı ummakta olan kimse, artık iyi iş yapsın ve Rab’bine kullukta hiçbir kimseyi ortak koşmasın." )

No comments:

Post a Comment

SURELER VE AYET ADETLERİ

Sure No - Sure İsmi - Anlam ı - Ayet Adedi 1 - FATİHA ( فَاتِحَةِ ) - Açılış - 7 2 - BAKARA ( بَقَرَةِ ) - Sığır, Yarmak, Delmek - 286 ...