KEHF
18/1 El hamdu lillahillezi enzele ala abdihil kitabe ve lem yec'al lehu iveca
( Övgü, kuluna kitabı indiren ve ona eğrilik
kılmayan Allah içindir. )
18/2
Kayyimen li yunzira be'sen şediden min ledunhu ve yubeşşiral mu'mininellezine
ya'melunes salihati enne lehum ecran hasena
( O’nun indinden olan şiddetli zorluktan uyarmak
ve o iyilikler yapan inananları müjdelemek için doğru durur. Kesinlikle onlara
güzel ödül vardır. )
18/3
Makisine fihi ebeda
( Onun içinde ebediyen duruculardır. )
18/4
Ve yunzirallezine kaluttehazellahu veleda
( Ve o "Allah çocuk edindi." diyenleri
uyarması için. )
18/5
Ma lehum bihi min ilmin ve la li abaihim keburat kelimeten tahrucu min
efvahihim in yekulune illa keziba
( Onlara ve babalarına O’nun ilminden yoktur.
Ağızlarından çıkardıkları büyük kelimedir. Kesinlikle ancak yalan söylerler. )
18/6
Fe lealleke bahiun nefseke ala asarihim in lem yu'minu bi hazel hadisi esefa
( Yani bu söze inanmazlarsa, neredeyse onların
izleri arkasından, sen kendini üzüntüyle helak edeceksin. )
18/7
İnna cealna ma alel erdi zineten leha li nebluvehum eyyuhum ahsenu amela
( Kesinlikle biz onların hangisi daha güzel iş
yapacak diye onları sınamak üzere, yerde ne varsa ona süs kıldık. )
18/8
Ve inna le cailune ma aleyha saiyden curuza
( Ve kesinlikle biz, onun üzerinde ne varsa
kupkuru toprak kılacağız. )
18/9
Em hasibte enne ashabel kehfi ver rakimi kanu min ayatina aceba
( Sen mağara sahiplerinin ve deri levhaların
kesinlikle şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? )
18/10
İz evel fityetu ilel kehfi fe kalu rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’lena
min emrina raşeda
( Zamanında genç adamlar mağaraya sığındılar da
"Rab’bimiz bize indinden rahmet ve işimizden doğruluğa kolaylık ver."
dediler. )
18/11
Fe darabna ala azanihim fil kehfi sinine adeda
( Böylece mağaranın içinde seneler adediyle
kulaklarına vurgulayıp beyan ettik. )
18/12
Summe beasnahum li na'leme eyyul hizbeyni ahsa li ma lebisu emeda
( Sonra bu iki gruptan hangisinin, kaldıkları
süreyi daha iyi sayacağını bilmek için onları dirilttik. )
18/13
Nahnu nekussu aleyke nebeehum bil hakk innehum fityetun amenu bi rabbihim ve
zidnahum huda
( Biz sana onların hikayelerini gerçekle
anlatırız. Kesinlikle onlar, Rab’lerine inanan genç adamlardı. Biz de onlara
yönlendirmeyi artırdık. )
18/14
Ve rabatna ala kulubihim iz kamu fe kalu rabbuna rabbus semavati vel erdi len
ned'uve min dunihi ilahen lekad kulna izen şetata
( Ve ayağa kalktıklarında kalplerine bağ verdik
de "Rab’bimiz göklerin ve yerin Rab’bidir. O’ndan başkasını ilah olarak
çağırmayız. Aksi halde saçmalık söylemiş oluruz." dediler. )
18/15
Haulai kavmunettehazu min dunihi aliheh lev la ye'tune aleyhim bi sultanin
beyyin fe men azlemu min men iftera alellahi keziba
( Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilah
edindiler. Onların üzerine açık delil getirmeli değiller miydi? O halde
Allah’a yalan uydurandan daha zalim
kimdir? )
18/16
Ve izi'tezeltumuhum ve ma ya'budune illallahe fe'vu ilel kehfi yenşur lekum
rabbukum min rahmetihi ve yuheyyi’lekum min emrikum mirfeka
( Ve eğer onlardan ayrılıp uzaklaştıysanız ve
Allah’ın haricindekine kulluk etmezseniz, o halde mağaraya sığının. Rab’biniz
size rahmetinden yaysın ve size destek olarak işlerinizden kolaylık versin. )
18/17
Ve teraş şemse iza taleat tezaveru an kehfihim zatel yemini ve iza ğarabet
takriduhum zateş şimali ve hum fi fecvetin minh zalike min ayatillah men
yehdillahu fe huvel muhted ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşida
( Ve uzayıp yükseldiğinde, Güneş’in
mağaralarının sağına meylettiğini ve battığında onları solundan makasladığını
görürsün. Onlar onun geniş yerindeydiler. Bu Allah’ın ayetlerindendir. Allah
kimi yönlendirirse artık o yönlenmiştir ve kimi saptırırsa artık ona doğru yolu
gösteren dost bulamazsın. )
18/18
Ve tahsebuhum eykazan ve hum rukudun ve nukallibuhum zatel yemini ve zateş
şimali ve kelbuhum basitun ziraayhi bil vesiyd lev ittala'te aleyhim le
velleyte minhum firaran ve le muli'te minhum ru'ba
( Ve onları uyanık sanırdın da onlar uykudaydılar. Onları sağa ve sola
çevirirdik. Köpekleri ön ayaklarını kapı eşiğine uzatıp yaymıştı. Şayet onları
görseydin firar ederek onlardan yüz çevirirdin ve onlardan korku ile
doldurulurdun. )
18/19
Ve kezalike beasnahum li yetesaelu beynehum kale kailun minhum kem lebistum
kalu lebisna yevmen ev ba'da yevm kalu rabbukum a'lemu bima lebistum feb'asu
ehadekum bi verikikum hazihi ilel medineti fel yenzur eyyuha ezka taamen fel
ye'tikum bi rizkin minhu vel yetelattaf ve la yuş'iranne bikum ehada
( Ve işte onları aralarında sual etmeleri için
böyle dirilttik. Onlardan sözcü "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir
gün veya günün bazısı, bir bölümü kadar kaldık." dediler. "Ne kadar
kaldığınızı Rab’biniz bilir. O halde birinizi bu gümüşünüz ile şehire gönderin
de yiyecek olarak onların hangisi en temiz baksın. Böylece size ondan rızıkları
getirsin ve nazik, dikkatli olsun, sizi kimseye farkettirmesin,
sezdirmesin." dedi. )
18/20
İnnehum in yazheru aleykum yercumukum ev yu’idukum fi milletihim ve len tuflihu
izen ebeda
( Kesinlikle onlar eğer sizin üzerinize üstünlük
elde ederlerse, sizi kovarlar veya sizi milletlerinin içine döndürürler. Ebediyete
kadar asla iflah olmazsınız. )
18/21
Ve kezalike a'serna aleyhim li ya'lemu enne va'dellahi hakkun ve ennes saate la
raybe fiha iz yetenazeune beynehum emrahum fe kalubnu aleyhim bunyana rabbuhum
a'lemu bihim kalellezine ğalebu ala emrihim le nettehizenne aleyhim mescida
( Ve Allah’ın vaadinin kesinlikle gerçek
olduğunu ve O’nun saatinden kesinlikle şüphe olmadığını bilmeleri için onlara
işte böyle bildirdik. Zamanında aralarında işlerini tartışıyorlardı da
"Onların üzerine bina kurun. Rab’leri onları daha iyi bilir."
dediler. O işlerinde galip gelenler "Onların üzerine mescid
edineceğiz." dediler. )
18/22
Se yekulune selasetun rabiuhum kelbuhum ve yekulune hamsetun sadisuhum kelbuhum
racmen bil ğayb ve yekulune seb'atun ve saminuhum kelbuhum kul rabbi a'lemu bi
iddetihim ma ya'lemuhum illa kalilun fe la tumari fihim illa miraen zahiran ve
la testefti fihim minhum ehada
( "Üçtürler dördüncüleri
köpekleridir." diyecekler. "Beştirler altıncıları köpekleridir."
diyecekler. Gayba tahmin yürüterek. "Yedidirler ve sekizincileri
köpekleridir." derler. De ki: "Onların adetlerini Rab’bim
bilir." Onları azın haricindekiler bilmezler. O halde açıkça görünenlerin
haricinde onlar hakkında tartışma. Onlardan hiçbirine de onlar hakkında soru
sorma. )
18/23
Ve la tekulenne li şey'in inni failun zalike ğada
( Ve şey için "Kesinlikle ben bunu yarın
yapacağım." deme. )
18/24
İlla en yeşaellahu vezkur rabbeke iza nesite ve kul asa en yehdiyeni rabbi li
akrabe min haza raşeda
( Ancak Allah dilerse. Unuttuğunda Rab’bini hatırla.
De ki: "Rab’bimin beni bu doğru yollardan en yakınına yönlendirmesini
umarım." )
18/25
Ve lebisu fi kehfihim selase mietin sinine vazdadu tis'a
( Ve mağaralarının içinde üç yüz sene kaldılar
ve dokuz artırdılar. )
18/26
Kulillahu a'lemu bima lebisu lehu ğaybus semavati vel ard ebsir bihi ve esmi’ma
lehum min dunihi min veliyyin ve la yuşriku fi hukmihi ehada
( De ki: "Allah o kalmalarını bilir.
Göklerin ve yerin gaybı O’nadır. En iyi görendir ve en iyi duyandır. Onlara
O’ndan başka dost yoktur. Hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez." )
18/27
Vetlu ma uhiye ileyke min kitabi rabbik la mubeddile li kelimatihi ve len
tecide min dunihi multehada
( Ve sana Rab’binin kitabından o vahyedileni
oku. O'nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka sığınılacak
bulamazsın. )
18/28
Vasbir nefseke meallezine yed'une rabbehum bil ğadati vel aşiyyi yuridune
vechehu ve la ta'du aynake anhum turidu zinetel hayatid dunya ve la tuti’men
ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kane emruhu furuta
( Ve sabah ve akşam O’nun yüzünü isteyerek
Rab’lerini çağıranlarla birlikte nefsine sabret. Dünya hayatının süsünü
isteyerek gözünü onlardan ayırma. Kalbini bizi hatırlamaktan habersiz
kıldığımıza, hevesine tabi olana ve işi aşırılık olana itaat etme. )
18/29
Ve kulil hakku min rabbikum fe men şae fel yu'min ve men şae fel yekfur inna
a'tedna liz zalimine naran ehata bihim suradikuha ve in yesteğiysu yuğasu bi
main kel muhli yeşvil vucuh bi'seş şerab ve saet murtefeka
( Ve de ki: "Gerçek Rab’binizdendir. O
halde dileyen inansın ve dileyen de inkar etsin. Kesinlikle biz zalimler için,
perdesi onları kuşatan ateş hazırladık. Eğer yardım isterlerse, yüzleri eriten
erimiş maden gibi olan su ile yardım edilir. Ne kötü içecek ve ne kötü dayanıp
sığınma yeri." )
18/30
İnnellezine amenu ve amilus salihati inna la nudiy'u ecra men ahsene amela
( Kesinlikle o inananlar ve iyilikler yapanlar,
kesinlikle biz güzel işler yapan kimselerin ödülünü yitirmeyiz. )
18/31
Ulaike lehum cennatu adnin tecri min tahtihimul enharu yuhallevne fiha min
esavira min zehebin ve yelbesune siyaben hudran min sundusin ve istebrakin
muttekiine fiha alel eraik ni'mes sevab ve hasunet murtefeka
( İşte onlar, onlara altlarından nehirler akan
ikamet bahçeleri vardır. Orada altından bilezikler takınacaklar, yeşil ipekten
ve kalın ipek kumaştan elbiseler giyecekler. Orada koltuklara yaslanıp
oturacaklar. O ne güzel sevab, o ne güzel dayanıp sığınma yeridir. )
18/32
Vadrib lehum meseler raculeyni cealna li ehadihima cenneteyni min a'nabin ve
hafefnahuma bi nahlin ve cealna beynehuma zer'a
( Ve onlara iki adamın misalini beyan et ki
onlardan birine üzümlerden iki bahçe vermiş, hurmalarla donatmış ve aralarında
ekinlik oluşturmuştuk. )
18/33
Kiltel cenneteyni atet ukuleha ve lem tazlim minhu şey'en ve feccerna hilalehuma
nehara
( İki bahçe de yemişlerini desteyle vermişti.
Ondan hiçbir şey eksik bırakılmamıştı. Onlar arasında nehir fışkırtmıştık. )
18/34
Ve kane lehu semer fe kale li sahibihi ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke
malen ve eazzu nefera
( Ve ürün onaydı. Böylece arkadaşına, onunla
tartışırken "Ben malca senden çoğum ve kişi olarak da daha yüceyim,
şerefliyim." dedi. )
18/35
Ve dehale cennetehu ve huve zalimun li nefsih kale ma ezunnu en tebide hazihi
ebeda
( Ve o, kendine zulmederek bahçesine girdi.
"Bunun uzaklaşıp kaybolacağını zannetmem, ebedidir." dedi. )
18/36
Ve ma ezunnus saate kaimeten ve le in rudidtu ila rabbi le ecidenne hayran
minha munkaleba
( Ve "Saatin mevcut olduğunu da
zannetmiyorum. Eğer Rab’bime döndürülürsem, kesinlikle geri dönüş olarak ondan
daha hayırlısını bulacağım." )
18/37
Kale lehu sahibuhu ve huve yuhaviruhu e keferte billezi halekake min turabin
summe min nutfetin summe sevvake racula
( Arkadaşı ona, onunla tartışırken "O seni
topraktan, sonra su damlasından yaratanı, sonra seni adam olarak düzenleyip
şekillendireni inkar mı ediyorsun?" dedi. )
18/38
Lakinne huvellahu rabbi ve la uşriku bi rabbi ehada
( Lakin kesinlikle Rab’bim o Allah’tır. Rab’bime
hiçbir kimseyi ortak koşmam. )
18/39
Ve lev la iz dehalte cenneteke kulte ma şaellahu la kuvvete illa billah in
terani ene ekalle minke malen ve veleda
( Ve bahçene girdiğinde, beni malca ve çocukça
senden daha az gördüğünde “Allah ne dilediyse. Allah’ın haricinde kuvvet
yoktur." demeli değil miydin? )
18/40
Fe asa rabbi en yu'tiyeni hayran min cennetike ve yursile aleyha husbanen mines
semai fe tusbiha saiyden zeleka
( Artık belki Rab’bim bana senin bahçenden daha
hayırlısını verir. Onun üzerine gökten azap gönderir de onu yalçın toprak
yapar. )
18/41
Ev yusbiha mauha ğavran fe len testetiy'a lehu taleba
( Veya onun suyu dibini bulmuş olur da ona talep
etmeye istidatın olmaz. )
18/42
Ve uhiyta bi semerihi fe asbeha yukallibu keffeyhi ala ma enfeka fiha ve hiye
haviyetun ala uruşiha ve yekulu ya leyteni lem uşrik bi rabbi ehada
( Ve meyvesiyle kuşatıldı da ona harcadığı
üzerine el ayalarını oğuşturur oldu. O, tavanları üzerine çökmüş oldu ve ıssız
kaldı. "Ey keşke ben Rab’bime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım."
diyordu. )
18/43
Ve lem tekun lehu fietun yensurunehu min dunillahi ve ma kane muntesira
( Ve ona Allah’tan başka yardım eden topluluk
olmadı. Yardım edilen de olmadı. )
18/44
Hunalikel velayetu lillahil hakk huve hayrun sevaben ve hayrun ikba
( Burada velayet gerçek olan Allah içindir. O
sevab olarak daha hayırlıdır ve sonuç olarak da daha hayırlıdır. )
18/45
Vadrib lehum meselel hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihi
nebatul erdi fe asbeha heşimen tezruhur riyah ve kanellahu ala kulli şey'in
muktedira
( Ve onlara, gökten indirdiğimiz su gibi olan
dünya hayatının misalini beyan et. Onunla yerin bitkisi karıştı da ufalanmış
oldu. Rüzgarlar onu savurur. Allah her şey üzerinde kudretlidir. )
18/46
El malu vel benune zinetul hayatid dunya vel bakiyatus salihatu hayrun inde
rabbike sevaben ve hayrun emela
( Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür.
İyiliklerin bakiyeleri, Rab’binin indinde sevapça daha hayırlıdır. Emel olarak
da daha hayırlıdır. )
18/47
Ve yevme nuseyyirul cibale ve teral erda barizeten ve haşernahum fe lem nuğadir
minhum ehada
( Ve o gün dağları seyirtiriz. Yeri meydana
çıkmış, açık olarak görürsün. Onları toplarız da onlardan kimseyi bırakmayız. )
18/48
Ve uridu ala rabbike saffa lekad ci'tumuna kema halaknakum evvele merratin bel
zeamtum en len nec'ale lekum mev'ida
( Ve saflar halinde Rab’bine arz edilmişlerdir.
O sizi ilk keresinde yarattığımız gibi bize geldiniz. Bilakis sizin için vade
oluşturmayacağımızı zannettiniz. )
18/49
Ve vudial kitabu fe teral mucrimine muşfikine min ma fihi ve yekulune ya
veyletena ma li hazel kitabi la yuğadiru sağiraten ve la kebiraten illa ahsaha
ve vecedu ma amilu hadira ve la yazlimu rabbuke ehada
( Ve kitap konmuştur. Artık suçluları, onun
içinde olanlardan korkarlarken ve "Vay halimize, ne kitap ki, küçük ve
büyük bırakmamış, ille de onları saymış." derlerken görürsün. Ne
yaptılarsa hazır buldular. Rab’bin hiçbir kimseye zulmetmez. )
18/50
Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis kane minel cinni
fe feseka an emri rabbih e fe tettehizunehu ve zurriyyetehu evliyae min duni ve
hum lekum aduvv bi'se liz zalimine bedela
( Ve zamanında meleklere "Adem için yere
kapanın." dedik de cinlerden olan İblis hariç yere kapandılar. Böylece o,
Rab’binin emri üzerine günah işledi. "O halde O'nu ve soyunu, onlar size düşmanlarken, benden
başka dostlar mı edineceksiniz? Zalimler için ne kötü değişimdir." )
18/51
Ma eşhedtuhum halkas semavati vel erdi ve la halka enfusihim ve ma kuntu
muttehizel mudilline aduda
( Onları göklerin ve yerin yaratılışında ve
kendilerinin yaratılışında şahit kılmadım. Sapmışları yardımcı edinen olmadım.
)
18/52
Ve yevme yekulu nadu şurakaiyellezine zeamtum fe deavhum fe lem yestecibu lehum
ve cealna beynehum mevbika
( Ve o gün "O ortağım zannettiklerinize
seslenin." der. Onları çağırırlar da onlara cevap vermeye istidatları
olmaz. Aralarına engel koyduk. )
18/53
Verael mucrimunen nara fe zannu ennehum muvakiuha ve lem yecidu anha masrifa
( Ve suçlular ateşi görürler de kesinlikle onlar
ona düşeceklerini anlarlar. Onda kaçıp sığınacak yer de bulamazlar. )
18/54
Ve lekad sarrafna fi hazel kur'ani lin nasi min kulli mesel ve kanel insanu
eksera şey'in cedela
( Ve bu Kur'an’da insanlar için tüm
meselelerden, sözlerden sarfettik. İnsan her şeyden çok mücadele edendir. )
18/55
Ve ma menean nase en yu'minu iz caehumul huda ve yestağfiru rabbehum illa en
te'tiyehum sunnetul evveline ev ye'tiyehumul azabu kubula
( Ve onlara yönlendirme geldiğinde, insanları
inanmalarından ve Rab’lerinden af istemelerinden meneden, evvelkilerin
adetlerinin gelmesini veya onlara azabın önlerine, görünür şekilde gelmesini
beklemelerinin haricindeki değildir. )
18/56
Ve ma nursilul murseline illa mubeşşirine ve munzirin ve yucadilullezine keferu
bil batili li yudhidu bihil hakka vettehazu ayati ve ma unziru huzuva
( Ve gönderilenleri müjdeci ve uyarıcı
olmalarının haricinde göndermedik. O inkar edenler, gerçeği batıl ile gidermek
için mücadele ettiler. Ayetlerimi ve o uyarıldıklarını alay edindiler. )
18/57
Ve men azlemu min men zukkira bi ayati rabbihi fe a'rada anha ve nesiye ma
kaddemet yedah inna cealna ala kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fi azanihim
vakra ve in ted'uhum ilel huda fe len yehtedu izen ebeda
( Ve Rab’binin ayetleriyle hatırlatılıp da
onlardan yüz çevirip dönenden ve elinin ne sunduğunu unutandan daha zalim
kimdir? Kesinlikle biz onu anlamasınlar diye kalplerinin üzerine örtü ve
kulaklarının içine ağırlık oluşturduk. Eğer onları yönlendirmeye çağırırsan, o
zaman ebediyen yönlenmezler. )
18/58
Ve rabbukel ğafuru zur rahmeh lev yuahizuhum bima kesebu le accele lehumul azab
bel lehum mev'idun len yecidu min dunihi mev'ida
( Ve Rab’bin rahmet sahibi olarak affedendir.
Şayet onları o kazandıklarından dolayı sorgulasaydı, onlara acilen azap ederdi.
Bilakis onlara, ondan başka vade bulamayacakları vade vardır. )
18/59
Ve tilkel kura ehleknahum lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev'ida
( Ve işte zulmettiklerinde helak ettiğimiz
şehirler. Onların helakları için vade oluşturduk. )
18/60
Ve iz kale musa li fetahu la ebrahu hatta ebluğa mecmeal bahreyni ev emdiye
hukuba
( Ve zamanında Musa genç adamına "İki
denizin birleşimine ulaşıncaya kadar ayrılmayacağım. Veya uzun zamanlar
sürdüreceğim." dedi. )
18/61
Fe lemma beleğa mecmea beynihima nesiya hutehuma fettehaze sebilehu fil bahri
seraba
( Böylece onların aralarında birleştikleri yere
ulaştıklarında balıklarını unuttular. Denizin içinde serap olup yolunu edindi.
)
18/62
Fe lemma caveza kale li fetahu atina ğadaena lekad lekiyna min seferina haza
nesaba
( Geçtiklerinde, genç adamına "Bize öğle
yemeğimizi getir. İşte böyle zahmetle seferimizden yorulduk." dedi. )
18/63
Kale e raeyte iz eveyna iles sahrati fe inni nesitul hute ve ma ensanihu illeş
şeytanu en ezkurah vettehaze sebilehu fil bahri aceba
( "Gördün mü? Kayaya sığındığımızda
kesinlikle ben balığı unuttum. Onu hatırlamayı bana şeytan haricindeki unutturmadı.
Denizin içinde acayip yolunu tuttu." dedi. )
18/64
Kale zalike ma kunna nebği fertedda ala asarihima kasasa
( “İşte o aramış olduğumuz budur.” dedi. Böylece
hikayede izlerinin üzerine döndüler. )
18/65
Fe veceda abden min ibadina ateynahu rahmeten min indina ve allemnahu min
ledunna ilma
( Kullarımızdan kendisine indimizden rahmet
verdiğimiz ve indimizden ilim öğrettiğimiz bir kulu buldular. )
18/66
Kale lehu musa hel ettebiuke ala en tuallimeni min ma ullimte ruşda
( Musa ona "Sana o doğrusundan öğretilenden
bana da öğretmen üzere sana tabi olayım mı?" dedi. )
18/67
Kale inneke len testetiy'a meiye sabra
( "Kesinlikle sen benimle birlikte
sabretmeye istidat edemezsin." dedi. )
18/68
Ve keyfe tasbiru ala ma lem tuhit bihi hubra
( Ve o ilimce, haberce kuşatıp kavrayamadığına
nasıl sabredersin? )
18/69
Kale seteciduni in şaellahu sabiran ve la a'siy leke emra
( "Eğer Allah dilerse, beni sabreden olarak
bulacaksın. İşte sana asileşmeyeceğim." dedi. )
18/70
Kale fe in itteba'teni fe la tes'elni an şey'in hatta uhdise leke minhu zikra
( Eğer bana tabi olursan, artık ben sana ondan
hatırlatma olarak söz edene kadar bana hiçbir şeyi sual etme." dedi. )
18/71
Fentaleka hatta iza rakiba fis sefineti harakaha kale e harakteha li tuğrika
ehleha lekad ci'te şey'en imra
( Öylece yürüyüp gittiler. Nihayet gemiye
bindiklerinde, onu yardı. "Onu, sahiplerini boğmak için mi yardın? Sen
kötü şey getirdin." dedi. )
18/72
Kale e lem ekul inneke len testetiy'a meiye sabra
( "Kesinlikle sen benimle birlikte
sabretmeye istidat edemezsin demedim mi?" dedi. )
18/73
Kale la tuahizni bima nesitu ve la turhikni min emri usra
( "O unuttuğumdan dolayı beni sorumlu
tutma, sorgulama ve işimden dolayı bana zorluk sıkıntı verme." dedi. )
18/74
Fentaleka hatta iza lekiya ğulamen fe katellehu kale e katelte nefsen
zekiyyeten bi ğayri nefs lekad ci'te şey'en nukra
( Öylece yürüdüler. Nihayet gençle
karşılaştıklarında, onu öldürdü. "Sen nefis dışında olarak temiz nefsi mi
öldürdün? Sen kötü şey getirdin." dedi. )
18/75
Kale e lem ekul leke inneke len testetiy'a meiye sabra
( "Sana, kesinlikle sen benimle birlikte
sabretmeye istidat edemezsin demedim mi?" dedi. )
18/76
Kale in seeltuke an şey'in ba'deha fe la tusahibni kad belağte min ledunni uzra
( "Eğer ondan sonra sana bir şeyi sual edersem
bana arkadaş olma. İndimden özüre eriştin." dedi. )
18/77
Fentaleka hatta iza eteya ehle karyetinistet'ama ehleha fe ebev en
yudayyifuhuma fe veceda fiha cidaran yuridu en yenkadda fe ekameh kale lev
şi'te lettehazte aleyhi ecra
( Öylece yürüdüler. Nihayet şehirin sahiplerine
geldiklerinde, onun sahiplerinden yemek istediler de onları misafir etmekten
kaçınıp çekindiler, direttiler. Böylece onun içinde yıkılmaya meyleden duvar
buldular da onu doğrulttu. "Şayet dileseydin onun üzerine ödül edinirdin."
dedi. )
18/78
Kale haza firaku beyni ve beynik se unebbiuke bi te'vili ma lem testeti’aleyhi
sabra
( "Bu benimle senin arasının ayrılmasıdır.
O üzerine sabretmeye istidatın olmayanların yorumunu sana haber
vereceğim." dedi. )
18/79
Emmes sefinetu fe kanet li mesakine ya'melune fil bahri fe eradtu en eiybeha ve
kane veraehum melikun ye'huzu kulle sefinetin ğasba
( Ama gemi, o denizde çalışan yoksullar içindi.
Onun kusurlu olmasını istedim. Zira arkalarında, tüm gemileri gasp edip alan
hükümdar vardı. )
18/80
Ve emmel ğulamu fe kane ebevahu mu'mineyni fe haşina en yurhikahuma tuğyanen ve
kufra
( Ve ama genç. Onun ana babası inananlardı.
Onları azgınlığa ve inkara sürüklemesinden korktuk. )
18/81
Fe eradna en yubdilehuma rabbuhuma hayran minhu zekaten ve akrabe ruhma
( Rab’lerinin onlara, ondan temizlikçe ve
merhamete yakınlıkça daha hayırlısı ile değiştirmesini istedik. )
18/82
Ve emmel cidaru fe kane li ğulameyni yetimeyni fil medineti ve kane tahtehu
kenzun lehuma ve kane ebuhuma saliha fe erade rabbuke en yebluğa eşuddehuma ve
yestahrica kenzehuma rahmeten min rabbik ve ma fealtuhu an emri zalike te'vilu
ma lem testi’aleyhi sabra
( “Ve ama duvar. Şehirin içinde yetim olan iki
genç içindi. Onun altında onlara hazine vardı. Babaları da iyiydi. Rab’bin
olgunluklarına erişmelerini ve Rab’binden rahmet olarak hazinelerini
çıkarabilmelerini istedi. Onu işim olduğu üzere yapmadım. İşte o senin, üzerine
sabretmeye istidatın olmayanın yorumu budur." )
18/83
Ve yes'eluneke an zil karneyn kul seetlu aleykum minhu zikra
( Ve sana Zülkarneyn'den, iki boynuzludan sual
ediyorlar. De ki: "Size ondan hatırlatma okuyacağım." )
18/84
İnna mekkenna lehu fil erdi ve ateynahu min kulli şey'in sebeba
( Kesinlikle biz O'na yerde imkan verdik. O'na sebep, vasıta olarak her şeyden verdik. )
18/85
Fe etbea sebeba
( Böylece sebebe, vasıtaya tabi oldu. )
18/86
Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubu fi aynin hamietin ve vecede
indeha kavma kulna ya zel karneyni imma en tuazzibe ve imma en tettehize fihim
husna
( Nihayet Güneş’in battığı yere vardığında, onu
kara balçık pınarı içinde batarken buldu. Onun indinde kavim buldu. "Ey
Zülkarneyn, iki boynuzlu, ya azap edersin ve ya da onlar hakkında güzellik
edinirsin." dedik. )
18/87
Kale emma men zaleme fe sevfe nuazzibuhu summe yuraddu ila rabbihi fe
yuazzibuhu azaben nukra
( "Kim zulmederse, yakında ona azap ederiz.
Sonra Rab’bine döndürülür de ona kötü azap ile azap eder." dedi. )
18/88
Ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulu lehu min
emrina yusra
( Ve ama kim inanır ve iyilik yaparsa güzel
karşılık onadır. Ona kolay işlerimizden söyleyeceğiz. )
18/89
Summe etbea sebeba
( Sonra sebebe, vasıtaya tabi oldu. )
18/90
Hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatluu ala kavmin lem nec'al lehum min
duniha sitra
( Nihayet Güneş’in doğduğu yere ulaştığında,
onu, kendilerine ondan başka örtü oluşturmadığımız kavmin üzerine doğarken
buldu. )
18/91
Kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra
( İşte böyleydi. Onun yanında olanları ilimle
kuşattık. )
18/92
Summe etbea sebeba
( Sonra sebebe, vasıtaya tabi oldu. )
18/93
Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmen la yekadune
yefkahune kavla
( Nihayet iki setin arasına ulaştığında, sözü
anlamaya yanaşmayan, onlardan başka bir kavim buldu. )
18/94
Kalu ya zel karneyni inne ye'cuce ve me'cuce mufsidune fil erdi fe hel nec'alu
leke harcen ala en tec'ale beynena ve beynehum sedda
( “Ey Zülkarneyn, iki boynuzlu, Yecuc ve Mecuc
kesinlikle yerde bozgunculardır. O halde, bizimle onlar arasına sed koyman
üzere sana haraç versek olur mu?” dediler. )
18/95
Kale ma mekkenni fihi rabbi hayrun fe eiynuni bi kuvvetin ec'al beynekum ve
beynehum redma
( "Rab’bimin bana onun hakkında verdiği
imkan daha hayırlıdır. O halde, beni kuvvetinizle destekleyin de sizinle onlar
arasında sağlam engel oluşturayım." dedi. )
18/96
Atuni zuberal hadid hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfuhu hatta iza cealehu
naran kale atuni ufriğ aleyhi kitra
( Bana demir kütleleri getirin. Nihayet, iki
ucun arasını eşleştirip müsavi kıldı. "Üfleyin." dedi. Nihayet ateşi
oluşturduğunda "Getirin bana, onun üzerine erimiş bakır dökeyim."
dedi. )
18/97
Fe mestau en yazheruhu ve mestetau lehu nakba
( Böylece onu ele geçirmeye istidatları olmadı.
Ona delik açmaya da istidatları olmadı. )
18/98
Kale haza rahmetun min rabbi fe iza cae va'du rabbi cealehu dekka’ve kane va'du
rabbi hakka
( "Bu Rab’bimden rahmettir. Artık Rab’bimin
vaadi geldiğinde onu paramparça kılar. Rab’bimin vaadi gerçektir." dedi. )
18/99
Ve terakna ba'dahum yevmeizin yemucu fi ba'din ve nufiha fis suri fe cema'nahum
cem'a
( Ve o gün, onların bazılarını bazılarının
içinde dalgalanmaya terkettik. Borunun içine üflenir de onların hepsini
toplarız. )
18/100
Ve aradna cehenneme yevmeizin lil kafirine arda
( Ve o gün cehennemi inkarcılar için arz, sunuş
olarak arz edip sunarız. )
18/101
Ellezine kanet a'yunuhum fi ğitain an zikri ve kanu la yesteti'une sem'a
( Onlar, gözleri beni hatırlamaktan örtü içinde
olanlar ve duymaya istidatı olmayanlardı. )
18/102
E fe hasibellezine keferu en yettehizu ibadi min duni evliya’inna a'tedna
cehenneme lil kafirine nuzula
( O inkar edenler, kullarımı benden başka
dostlar edineceklerini mi sandılar? Kesinlike biz cehennemi inkarcılar için
ağırlama, ikram olarak hazırladık. )
18/103
Kul hel nunebbiukum bil ahserine a'mala
( De ki: "Yaptıklarıyla hüsrana
uğrayanları, hasarlananları size haber verelim mi?" )
18/104
Ellezine dalle sa'yuhum fil hayatid dunya ve hum yahsebune ennehum yuhsinune
sun'a
( O dünya hayatındaki çabaları sapmış olanları.
Kesinlikle onlar iyilik güzellik ürettiklerini sanmışlardır. )
18/105
Ulaikellezine keferu bi ayati rabbihim ve likaihi fe habitat a'maluhum fe la
nukimu lehum yevmel kiyameti vezna
( İşte onlar Rab’lerinin ayetlerini ve O’na
kavuşmayı inkar edenlerdir. Böylece onların çalışmaları boşa gitmiştir. Artık,
ayağa kalkış gününde onlara ölçüyü tartıyı tutturmayız. )
18/106
Zalike cezauhum cehennemu bima keferu vettehazu ayati ve rusuli huzuve
( İşte böyle, inkar etmelerinden ve ayetlerimi
ve resullerimi alay edinmelerinden dolayı onların karşılığı cehennemdir. )
18/107
İnnellezine amenu ve amilus salihati kanet lehum cennatul firdevsi nuzula
( Kesinlikle o inananlar ve iyilikler yapanlar.
Onlara bostan bahçeleri kesinlikle ağırlama yeri, misafirhane olmuştur. )
18/108
Halidine fiha la yebğune anha hivela
( Orada ebedidirler. Ondan ayrılıp başka yere
geçmeyi aramazlar. )
18/109
Kul lev kanel bahru midaden li kelimati rabbi le nefidel bahru kable en tenfede
kelimatu rabbi ve lev ci'na bi mislihi mededa
( De ki: "Şayet deniz Rab’bimin kelimeleri
için mürekkep olsa, Rab’bimin kelimeleri tükenmeden önce deniz tükenecektir.
Şayet onun aynısını yardımcı olarak getirsek bile." )
18/110
Kul innema ene beşerun mislukum yuha ileyye ennema ilahukum ilahun vahid fe men
kane yercu likae rabbihi fel ya'mel amelen salihan ve la yuşrik bi ibadeti
rabbihi ehada
( De ki: "Kesinlikle ben aynınız gibi
insanım. Bana, kesinlikle ilahınızın tek ilah olduğu vahyediliyor. O halde,
Rab’bine kavuşmayı ummakta olan kimse, artık iyi iş yapsın ve Rab’bine kullukta
hiçbir kimseyi ortak koşmasın." )
No comments:
Post a Comment